|
TÜRKÜZ, TÜRKÇÜYÜZ, ATATÜRKÇÜYÜZ |
Türk olmanın ayıp
sayıldığı, hele Türkçü olmanın en büyük ayıp sayıldığı bir döneme girdik…
Türk’e, Atatürk’e yönelik saldırıların artarak devam ettiğini görüyoruz.
Türkiye’de Türkleri zor günler bekliyor, onun için ‘Türküm, Türkçüyüm,
Atatürkçüyüm’ diye haykırmak hiç bu kadar anlamlı hale gelmemişti. Ulus
devletin, birlik ve beraberliğin tehdit altında olduğu ortada… Bunu engellemek
için bazı söylemler geliştiriliyor. Bu nedenle Türkiye’de son günlerde sıkça
söylenen bir söz var, -sıkça duyuyorum- o da şu: “Efendim, Atatürk ‘Ne mutlu
Türküm diyene’ dedi ‘Ne mutlu Türk olana, Türk doğana’ demedi.” Atatürk’ün hep
Türkler’e hitaben yaptığı konuşmalardan sonra söylediği bu sözü, şimdilerde
‘birlik-beraberlik’ adına çarpıtılıyor. Türkiye’de birlik beraberlik bu şekilde
sağlanmaz. ‘Türklerin elinden her şeyi alalım, birlik beraberlik olsun’ diye
düşünüyorlarsa bu anlayışı şiddetle reddediyorum. Türk’ün kendi soyu, tarihi,
kültürü, dili ile gurur duyma ve bunu her ortamda açıkça söyleme hakkını elinden
alamazsınız. Ayrıca bu sözü duyurmak istedikleri çevrelerin de umurunda değil bu
tarz söylemler…
Atatürk’ün “Ne Mutlu Türküm Diyene” sözünü, ümmetten-millete geçiş sürecinde
Osmanlı’nın koyu ümmet anlayışı nedeniyle Türk olmanın gururunu açıkça ortaya
koyamayanları, gururla bunu ortaya koymalarını teşvik etmek için söylediğini
düşünüyorum. Bu sözü, “Atatürk ‘Ne mutlu Türk doğana’ demedi” diye nasıl
yorumlayabiliyorlar, cidden merak ediyorum. Soruyorum, “Atatürk, ‘Türk olmanın,
Türk doğmanın gurur verici olduğunu’ söylememiş mi?” Atatürk, “Hayattaki yegâne
üstünlüğüm Türk doğmaktır” diyor. Demek ki Türk olmak, Atatürk’e göre bir
üstünlük gerekçesi... Atatürk “Beni olağanüstü bir kişi olarak yorumlamayınız.
Doğuşumdaki tek olağanüstülük Türk olarak dünyaya gelmemdir.” diyor. Neymiş?
Türk olarak dünyaya gelmek bir olağanüstülükmüş. Atatürk, “Eğer bende bazı
fevkaladelikler görüyor buluyorsanız bunları sadece ve yalnız Türk olmama,
Türklüğüme bağlayınız” diyor. Neymiş? Türk olmak, fevkaladelikmiş.
Atatürk’ün Türklük konusunda çok sayıda sözü var. Ama hiçbirini duyamazsınız.
Atatürk, iyi yetişmiş bir Türk aydını, iyi bir Türkçü idi. İşte bunu söylemek
birilerinin işine gelmiyor. Atatürk'ün Türkçü olduğunu saklamayı yeğleyenler
Atatürk’ün ölümünden sonra oluşturulmuş “Atatürkçü maskeli İnönücülük
yapıyorlar.” Bir de Atatürk’e, Türk’e kin besleyenler var. Bunlar Atatürk
döneminde de Atatürk’ün fikirlerine karşı idiler, bugün de karşılar. Bunun
dışında İnönü konusunda birkaç bir sözüm olacak. Atatürk’ün büyüklüğü karşısında
hep eziklik duymuş, içinde ona karşı kıskançlık duygusu büyütmüş bir kişidir,
İnönü... Atatürk’ün ölümünden sonra Atatürk’ün icraatlarını ortadan kaldırmakla
kalmamış, tersine çevirmiştir. Resmi dairelerden Atatürk’ün resminin
kaldırılması, Türk paralarından Atatürk’ün resimlerinin kaldırılması, İnönü’nün
Atatürk’e karşı nasıl gizli bir öfke büyüttüğünü açıkça ortaya koyuyor. Dış
politikadaki aşırı temkinli yaklaşımından (ben korkaklık diyorum) dolayı
Atatürk’ün kendisine “Artık seninle çalışamam. Yarın istifa edeceksin, hasta
olduğunu söyleyeceksin” dediği anı hiç unutmamış olmalı… Yakınındaki birçok kişi
çok kindar olduğunu söylüyor. İnönü’nün bu yapısı onun Atatürk’ün çevresine bile
kin beslemesine neden olmuştur. İnönü, Başbakanlık görevinden alındıktan sonraki
o dönemde Atatürk’e karşı yürüttüğü muhalefeti, diğer Atatürk karşıtları gibi
Atatürk’ün Türk dili-tarihi konusundaki yürüttüğü çalışmaların üzerine kurmuştu.
Ona göre Atatürk, ‘saçma sapan işlerle uğraşıyordu’ ve Atatürk’ün bu yöndeki
çalışmaları ‘bir zaman kaybıydı’. Ayrıca Atatürk’ün Çankaya’daki davetlerini de
dillerine dolamışlardı.
Atatürk’ün Türk diline taşıdığı sevgi, hassasiyet biliniyor, Türk tarihine olan
ilgisi, merakı biliniyor. Hem Türk dilinde, hem Türk tarihinde derin bir bilgiye
sahip olduğu, dil bilincine, sağlam bir tarih şuuruna sahip olduğu biliniyor. Bu
konularda kendi araştırmaları olduğu gibi, bu yönde araştırmaları teşvik ettiği,
konunun uzmanlarıyla tartışmayı sevdiği biliniyor. Atatürk’ün Türk tarihine,
Türk diline merakını anlayamayanlar, -bugün Türkçüleri karalayan zihniyetin
öncüleri- o yıllarda da Atatürk’ü karalıyorlardı. Atatürk’ün bu eleştirileri
ciddiye almadığı ortada... Türk Dili Tektik Cemiyeti’nin, Türk Tarihi Tetkik
Cemiyeti’nin kurulması Atatürk’ün yapılan bu araştırmaların daha da
derinleştirilmesi konusunda ne kadar kararlı olduğunu gösteriyor. Daha sonra
Atatürk, resmi amblemi Bozkurt olan Türkiyat Enstitüsü'nü açtırarak Rus esareti
altında bulunan Türklerin sosyal, demografik, politik, ekonomik ve kültürel
durumları hakkında araştırmalar yaptırdı. Bunlar boşuna değildi. O, ileride
yapacağı hiçbir şeyi zamanından önce söylemiyordu. Her şeyin zamanını bekliyor
ve Türk milletine yeni hedefleri zamanında gösteriyordu. İddia edildiği gibi
asla programsız değildi. Atatürk hem Türkiye’deki Türklüğü ayağa kaldırmayı, hem
de dış Türklerle ilgilenmeyi kendisine ülkü edinmişti... Sovyetlerin bir gün
yıkılacağını biliyordu. Ama Atatürk’ü o yıllarda anlamayanlar, daha sonra
hakkını teslim edecek, yanlış düşündüklerini, onu anlayamadıklarını kabul
edecekler ama iş işten geçmiş olacaktı.
Türkiye’de Türkçüler, Atatürk’ten sonra hor görülen, ezilmek istenen gruplar
olarak görüldü. 1944’te Türkçülere reva görülen baskılar ve eziyetler,
Atatürk’ün ölümünden kısa bir süre sonra Türkiye’nin ne hale geldiğini gösteren
acı bir tablodur. Türkçülere türlü türlü yakıştırmalar yaptılar. Misal
kafatasçılık meselesi bunlardan birisidir. Bu söylemin Türkiye’de ilk ortaya
çıkışı Atatürk dönemine denk gelir. Çünkü Atatürk, sonraları Antropoloji ve
Etnoloji Enstitüsü adını alan Türkiye Antropoloji Tetkikat Merkezi'ni kurdurup
Türk ırkının fiziksel özelliklerini belirlemek amacıyla bilimsel çalışmalar
başlatmıştır. Çünkü o güne kadar bu ilmi konu, hep görmezden gelinmiş, bu
konuyla uğraşmak ayıp, günah sayılmıştı. Atatürk, Türk ırkından haberdar
olmayanları bilgilendirme, bu konuda sağlam veriler elde etme gayesiyle
çalışmaları başlattı. Ayrıca bu konudaki araştırmaların derhal yapılması
Anadolu’daki Türk’ün varlığını sağlamlaştırmak için zaruri hale gelmişti. Daha
önce hiç araştırma yapılmamış olan bu konuda derinlemesine araştırmalar yapıldı.
Selçuklu sultanlarının dahi kemikleri incelenmiştir. Bu bilgilerle bazı
karşılaştırmalar yapılmış, Anadolu’da Türk izinin çok eski olduğu, Türklerin
fiziksel bir değişim yaşamadığı, Türklerin ataları ile aynı özelliklere sahip
olduğu ortaya konmuştur. Türkiye'nin on değişik bölgesinde, yaklaşık 60 bin
kadın ve erkek üzerinde yapılan incelemelerde sefalometri (kafatası ölçümü)'ye
ağırlık verildiği için o dönemin komünistleri "kafatasçılık" lafını icat
etmişler, Türk milliyetçilerine saldırmak için kullanılan bu kelime günümüze
kadar gelmiştir. Şimdilerde Türkçülere, Türk milliyetçilerine saldırmak
maksadıyla bu ifadenin kullanıldığını, bazı kesimlerce sıkça telaffuz edildiğini
görüyoruz.
Atatürk’ün, Türk tarihine sevgisi ile gelişen Bozkurt sevgisi de herkesçe
biliniyor. Çok önceleri kurulan Türk Ocaklarının, Milli Türk Talebe Birliği’nin
sembolleri Bozkurt idi. Ama resmi olarak Bozkurt’un ilk kullanımı Atatürk’e
aittir. TBMM hükümetinin 23 Ocak 1922 tarihinde Mustafa Kemal Paşa’nın emriyle
bastırdığı ilk pulda Bozkurt resmi vardır. Ayrıca Türk Ocaklarının Maarif
Vekâleti (bugünkü adıyla Milli Eğitim Bakanlığı)'nin girişine konulan
Ergenekon'dan Çıkış tablosu, üzerinde Bozkurt resmi bulunan paralar ve diğer
posta pulları, Bozkurt marka sigara ve Bozkurt adını taşıyan yolcu gemisi
Atatürk’ün atalarına bağlılığını, Bozkurt sevgisini gösteriyordu. Ayrıca
İzcilik-Yavrukurt Teşkilatı’nın, ilk milli petrol şirketimiz petrol Ofisi’nin
sembolleri de Bozkurt’tur. İzcilere ‘yavrukurtlar’ adını veren de Atatürk’tür.
İzciler de Atatürk’e “Başbuğluk” ünvanını vermiş, Atatürk te buna çok
sevindiğini, ünvanı gururla kabul ettiğini bildirmiştir. 1927 yılında Atatürk
tarafından yaptırılan Türk Ocağı binasının sahnesine Atatürk’ün emriyle Bozkurt
yerleştirilmiştir. Şu anda Resim-Heykel müzesi olarak kullanılan binanın
sahnesinde bu Bozkurt yer almaktadır. Yine Atatürk döneminde devlet okullarında
okuyan öğrencilerin şapkalarında da Bozkurt sembolü yer almıştır. Ankara Ulus
heykelinde de Bozkurt yer almaktadır. Kahramanmaraş’a yine Atatürk’ün emriyle
düşen Türk bayrağını yerine diken bir Bozkurt heykeli dikilmiştir. Lakin
Atatürk’ün ölümünden sonra Atatürk’ün bu çalışmalarının tamamına yakını ortadan
kaldırıldı. ‘Türk’ diyenleri, ‘Bozkurt’ diyenleri 1944’te tabutluklara tıktılar.
Atatürk, belirttiğim gibi Türkçü idi. Bunu saklamamış, yaptıkları ve
söyledikleri ile bunu açıkça ortaya koymuştu. Hatta Mahmut Esat Bozkurt’un
aktardığına göre, “Türk ihtilali öz Türkler’in elinde kalmalıdır” diyordu.
Atatürk döneminin heyecanları başkaydı. Bugün bu heyecanı yüreğinde hisseden,
milletine bir şeyler yapma gayretinde olanlar hedef tahtasına oturtuldu. Atatürk
döneminin heyecanını yansıtan bazı ifadeler aktaracağım. İstiklal Marşı’nda
“Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet bu celal” ve “Ebediyen sana yok, ırkıma
yok izmihlal” ifadesi, Onuncu Yıl Marşı’nda; “Türküz, bütün başlardan üstün olan
başlarız”, Harbiye Marşı’nda; “Yıldırımlar yaratan bir ırkın ahfadıyız”, Yedek
Subay Marşı’nda; “Türklüğün öz cevheri taşar temiz kanından”, Kuleli Marşı’nda;
“Hayat umar vatan tatlı sesinden, miras kalan asil kan ceddinden”, Piyade
Marşı’nda; “Alnımda ırkımın hilali” sözleri, Atatürk Türkiyesi’nin eserleridir.
Askeri okullara alınacak öğrencilerin Türk ırkından olmaları şartı, 1944 yılına
kadar devam etti. Yani 1944’e kadar kimse sakıncalı görmemişti bu durumu…
Atatürk’ün Türkler, Türkiye, Türklük konusunda çok sayıda sözünün olduğunu
biliyoruz. İsterseniz bu sözlerden bir kısmını aktaralım, bir kere daha
hatırlayalım:
• Türkiye Türklerindir.
• Muhterem milletime şunu tavsiye ederim ki, başına geçireceği insanların
kanlarındaki ve vicdanlarındaki cevheri asliyi tayin etmekten bir an uzak
olmasın.
• Dünya üzerinde Türk’ten daha büyük, ondan daha eski, ondan daha temiz bir
millet yoktur ve bütün insanlık tarihinde görülmemiştir.
• Bir gün ressamlar Türk’ün simasını kaybederlerse yıldırımı alsınlar
yapıversinler.
• Türklerin yaşadıkları her yer misak-ı milli hudutları içindedir.
• Hayattaki yegâne üstünlüğüm Türk doğmaktır.
• Biz doğrudan doğruya milletseveriz ve Türk milliyetçisiyiz.
• Beni olağanüstü bir kişi olarak yorumlamayınız. Doğuşumdaki tek olağanüstülük
Türk olarak dünyaya gelmemdir.
• Türk budur: Yıldırımdır, kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir.
• Eğer bende bazı fevkaladelikler görüyor buluyorsanız bunları sadece ve yalnız
Türk olmama, Türklüğüme bağlayınız.
• Bu ülke, tarihte Türk’tü, bugün de Türk’tür ve sonsuza dek Türk olarak
yaşayacaktır.
• Yüksel Türk! Senin için yüksekliğin hududu yoktur.
• Taş kırılır, tunç erir. Ama Türklük ebedidir.
• Yurttaşlarım! Az zamanda çok ve büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü,
temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan Türkiye Cumhuriyetidir.
• Türk milletinin karakteri yüksektir. Türk milleti çalışkandır. Türk milleti
zekidir.
• Türk, Türk olduğu için asildir. Bütün soy gururumuzu, Türk olmanın bilincinde
buluruz.
• Türklük, benim en derin güven kaynağım, en engin övünç dayanağımdır.
• Ulusal varlığımıza düşman olanlarla dost olmayalım. Böylelerine karşı,
“Türk’üm ve düşmanım sana, kalsam da bir kişi” diyelim.
• Türk, çetin işler başarmak için yaratılmıştır.
• Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur.
• Bir Türk, cihana bedeldir.
• İstanbul’da çıkan bir dergiyi Kaşgar’daki bir Türk de anlayacaktır.
• Yetişecek çocuklarımıza Türkiye’nin istiklaline, kendi benliğine ve milli
ananelerine düşman olan bütün unsurlarla mücadele etmek lüzumu öğretilmelidir.
• Temeli yüksek Türk kültürü olan Türk milletine düşen görev, bu ülkünün
gereğini yerine getirmektir.
• Japon elçisine veda ederken:”Sizinle bir gün Çin’de karşılaşacağız”
• Oğuz, Kırgız, Tatar, Özbek, Yakut yok, Türk vardır.
Bugün bu sözleri söyleyebilen kişiyi müthiş tehditlerin beklediğini
söyleyebilirim. Türkiye’de son günlerde linç kültürü gibi bir kavram Türkçülere
sıvanmak istense de bugün Türkiye’de gururla ‘Türküm’ diyenler bazı kesimlerce
linç edilmektedir, aşağılanmaktadır. Hele ki Atatürk’ün gençliğe hitabesinde
belirttiği gibi Türk ırkının damarlarında “asil kan” dolaştığını bugün açıkça
söyleyebilecek, buna vurgu yapabilecek kişi sayısı azalmıştır. Bunun aksini
iddia edenler ödüllendirilmektedir. Her şeye rağmen Türkçülük toparlanmaya
başlamış, bununla birlikte Türkçülüğe yakışıksız saldırılar başlamış, bazı
gelişmeler kullanılmış, Türkçülüğün yükselişi durdurulmak istenmiştir. Türk’e
karşı psikolojik harbin her türlüsü kullanılmaktadır. Türkiye’de Türk eşittir
vatandaşlık denmeye bile başlandı.. İyi ki Türkiye’deki yanlış uygulama dış
ülkelerde yaşayan Türkler tarafından benimsenmedi. Misal Irak’ta yaşayan Türkler
“biz Iraklıyız, Türk asıllı Arap’ız” deselerdi, sanırım bugünlerde meclisin
gizli gündem maddesi ile toplanmasına gerek kalmazdı.
Türkiye’de Türkler kurucu-asli unsur olmaktan çıkarılıp bir alt unsur haline
dönüştürülmek isteniyor. Neo-İslamcı, liberal, Kürtçü, aşırı sol akımların
Türkiye’de yapmak istedikleri budur. Son nokta Anayasanın değiştirilerek, Türk
adının Anayasadan çıkarılması, Türkiye’yi federasyona dönüştürecek
değişikliklerin yapılması olacaktır. Bizim buna asla müsaade etmeyeceğimizi,
meşru zeminde mücadele edeceğimizi belirtmek istiyorum.
TÜRKİYE TÜRKLERİNDİR!
Salur Beğ
27 Ocak 2007