VİCDAN MESELESİ


Türkiye’nin en yüksek tirajlı üç gazetesinden biri olan Hürriyet Gazetesi’nin 10 Ekim 2004 tarihinde yayınlanan “PAZAR” ekini bir çoğunuz okumuşsunuzdur. Okuduğunuzda da sinirden kaskatı kesildiğinize, belki de artık isyan ettiğinize eminim. Çünkü bir Türk olarak ben de bu satırları okuduğumda tabiri caizse kan beynime sıçradı. Hayatım boyunca sarfetmediğim kadar küfür yüksek sesle dudaklarımdan dökülüverdi. İsyan ettim olanlara. Sonra da bu olanlar karşısında elimizden bir şey gelememesine… Bu nasıl bir durumdu böyle? Nasıl bir izahı olabilirdi? Sanki kötüce hazırlanmış buz gibi bir şakaydı… Ama satırları okudukça bunun bir şaka olmadığını anlıyorduk…

Bu haberi hazırlayanlar, yayınlayanlar nasıl bir vicdana sahipler? Anlamakta gerçekten çok zorlandım. Kürt terörüne binlerce şehit vermiş, toprakları şehit kanıyla sulanmış bir ülkede hangi cüretle bu hainleri muhatap kabul ederek “masum insanlar” gibi göstermeye çalışmaktaydılar?

Hadi bu ülkede yaşayanlara hiç saygıları yoktu, peki ya bu vatan uğruna genç yaşta toprak olan Mehmetçiklere, görev başında katledilen insanlara, etrafında dönen hainliklerden bihaber şekilde beşiğinde uyurken katledilen bebeklere, şehitlere, gazilere, onların ardından biçare kalan gözü yaşlı analarına, babalarına, kardeşlerine, eşlerine, öksüzlerine, yetimlerine de mi saygıları yoktu?

Kandil Dağı’ndaki terörist yuvasını masum insanların barındığı bir “eğitim ve eğlence kampı” gibi göstermek neyin nesiydi? Nasıl bir vicdan, nasıl bir mantığın eseriydi? Bu it sürüsünü toplum vicdanında aklamaya çalışanlar, kendilerinin de toplum nazarında vicdan muhakemesine tabi tutulacaklarının farkında değiller miydi?

Yoksa bilinçli şekilde yapılmış bir gövde gösterisi miydi bu?

“...Dizi izliyor, dağdaki nehirde yüzüyor, voleybol oynuyorlar. Sinemada film izlemeyi, Eminönü’nde balık ekmek yemeği, vapura binip martı seslerini dinlemeyi, ve Beyoğlu Saray’da dondurma yemeği özlüyorlar…”

Bu satırları yazan, yayınlayan zatlar bizlerin bunları okurken “Ay yazık! Bak şu zavallılara…” filan diye hayıflanmamızı, onlara acımamızı istiyorlar herhalde… Yoksa neden yazsınlar bu satırları?.. Onlar bilmiyorlar mı ki o it sürüsünün belleklerimizde kalan acı hatıralarını ve onların nefes alıyor olmalarının bile bize zulüm verdiğini?..

O itlerin dileklerini, özlemlerini dile getirirken acaba hiç düşündüler mi, o teröristlerin katlettikleri insanlardan çaldıkları hayatları?.. Onların özlemleri vardı da ölenlerin hiç yok muydu istekleri, özlemleri, hayalleri?.. O itler katliam yaparken düşünmüşler miydi bütün bunları?.. Bağımsızlığına kastettikleri vatanın evlatlarına kurşun sıkarken bunları düşünmemişlerdi elbette… Bu yüzden onlar da düşünmediler bu satırları gazetelerinde yayınlarken çünkü amaçları sadece itlerin düşüncelerine tercüman olmak değildi. Asıl amaçları bu it sürüsünü topluma sinsice sokmaktı… “Bakın dağlarda yaşıyor olsalar bile, onlar da insan. Sizin gibi dizi izliyor, spor yapıyor, gitar çalıyor, yüzüyor, bir şeyleri özlüyorlar. Onlar aslında eli kanlı teröristler, katiller değil, sizlerden biri” imajını yaratarak sinsice, haince, küstahça sokmaktı…

Yine aynı gazete haberinde it sürüsünün fotoğraflarını da yayınlamışlardı. Bir tanesinin elinde gitar, diğerlerinin elinde silahlar. O satırları yazan kişi nedense silahları görmemezlikten gelip gitardan bahsediyordu. Ateş başında gitar çalıp, şarkı söyleyerek eğlendiklerini anlatıyordu. “Ne kadar romantik”, “Ne kadar insancıl” diye düşünüyordu ve düşündürmek istiyordu o satırları okuyanlara herhalde… Bir de aşktan, sevgiden bahsediyorlardı eli kanlı teröristlerle…

Röportajın yayınlanmasından iki gün sonra yine haberlerden öğreniyorduk, “Mehmetçiğin sabah sporu yaparken saldırıya uğradığını”… “TERÖRİST GİTAR ÇALARKEN, MEHMETÇİK ŞEHİT OLUYOR” şeklindeki haber manşeti aslında bütün olanları özetliyor gibiydi. Bu cümle anlatıyordu aslında bizim anlatmak istediklerimizi anlamak isteyene…

İki gün önce ateş başında gitar çalarak aşktan sevgiden bahsedenler dünyadaki en büyük aşkla, vatan aşkıyla görev yapan Mehmetçikleri katletmişlerdi yine…

Şimdi sormak lazım o gazete haberini hazırlayan, yayınlayan zihniyetlere… İnsan sıfatına koyup, muhatap aldığınız hain it sürüsü katliamlarına devam ederken, vatan toprakları her gün şehit kanıyla sulanırken hangi vicdanla yayınladınız bu röportajı gazetenizde? Nasıl bir satılmışlık, nasıl bir hainlikti bu ve asıl önemlisi nasıl bir vicdansızlıktı? Hesabını verebilecek misiniz? Elbette hayır, veremeyecekler…

Röportajda şu cümlelerle kadın militanlar övülüyordu:

“Kadınlar erkeklerden daha cesurlar. Atış sırasında titretmeme ve hedefe isabet konusunda da daha öndeler. Kritik anlardan erkeklerden daha güvenilir, acıya, açlığa ve psikolojik baskıya karşı erkeklerden kat kat daha üstünler.”

Röportajı hazırlayan zat “Atış sırasında titretmiyor, hedefe isabette şaşmıyorlar!” diye ballandıra ballandıra PKK'lı kadın teröristlerin özelliklerini anlatırken, bu kadınların yahni yapmak için tavşan avladıklarını düşünmüyordu herhalde… Titremeyen, hedefe isabet eden her atışın, vatan borcunu ödemek üzere baba ocağından ayrılıp asker ocağına gelen yirmi yaşındaki bir Türk evladının şehit düşmesine sebep olduğunu bilerek yazıyordu. Yoksa içindeki Türk düşmanlığını açığa mı vuruyordu?..

Türkiye Cumhuriyeti topraklarında yaşayıp, Türklüğü kimliğindeki T.C. harflerinden ibaret olan, bu ülkenin havasından suyundan, ekmeğinden aşından yararlanan ama buna rağmen nankörlüğü, hainliği kendine yaşam biçimi haline getirmiş çok fazla it var. Kimi hainliğini gizlemeden alenen yapıyor, kimi ise sinsice, gizli gizli yapıyor. Bizler zaten bunların bilincinde olan kişileriz. Fakat vicdanları hiçe sayarak, şehitlerimizi, gazilerimizi ve onların ardlarında bıraktıkları gözü yaşı ailelerini, yetimlerini, öksüzlerini yok sayarak ahlaksızlığın, vicdansızlığın, ihanetin ağababasını yapmak nasıl bir şeydi?

Yazılı ve görsel basındaki kirlenmenin, yozlaşmanın, hainleşmenin uzun zamandır farkındaydık. Özellikle Avrupa Birliği ve Kıbrıs konularında hainliklerini fazlasıyla görmüştük ama vicdanların, kanayan yüreklerin, yaşlı gözlerin bu derece hiçe sayılmasını ne basın ahlâkına, ne de insan ahlâkına yakıştıramadık.

Bu hainliğe ortak olanları kinimizin bütün şiddetiyle kınıyoruz…

Tanrı Türk'ü Korusun!


A L M I L A

14 Ekim 2004