"YAZARLIK" ÜZERİNE BİR YAZI


Bugün Türkiye’de kolay yoldan yazar olabilmenin, tanınmanın yolları üzerinde duracağız. Mesela, yazı yazıyorsunuz, iyi bir yazar değilsiniz, hatta yazılarınızın birileri tarafından beğenilmesi, ilgi görmesi zor bir ihtimal… Uğraşıyorsunuz, çabalıyorsunuz ama boş… Tanınan yazarların, edebiyat tarihine adını altın harflerle yazdırmış kalemlerin ustalığına ulaşmak için çok çalışmanız gerektiğini biliyor, ama çalışmak, yorulmak istemiyorsunuz. Hatta bu konuda yeteneğinizin olduğunu bile düşünmüyorsunuz, kısaca yeteneksizsiniz. Ama bunun böyle gitmeyeceğini düşünüyor, bir yol arıyorsunuz. Birileri sizi takdir etsin, sizi uluslararası toplantılara çağırsın, önemli olduğunu düşündüğünüz kocaman gazeteler, parlak ekranlar sizden söz etsin, birileri çıksın sizi önemli ödüllere aday göstersin istiyorsanız, “bir kitap, bir makale yazacak, Türkler’e hakaret edeceksiniz” Maalesef Türkiye’de tanınmanın bir yolu da Türk düşmanlığından geçiyor. Türk’le sorunu olanlar, Türk olmayanlar, Türkiye aleyhinde yazı yazanlar bir şekilde tanınıyor, gündeme geliyorlar. Doğal olarak dışardaki Türk düşmanları da harekete geçip, bu kişileri korumaya alıp, yüceltiyorlar.

Yaşar Kemal, Orhan Pamuk, Hrant Dink, Perihan Mağden, Elif Şafak ve diğerleri… İşte bunlar Türkiye’de eski, çirkin bir yolun yolcusu… Geçmişte de Türk’ün düşmanları vardı, bugün de var, yarın da olacak. Bu yeni başlamış bir mücadele değildir. İyi ile kötünün kavgası gibi Türk ile düşmanları arasındaki kavga asırlardır devam ediyor. Belki uzun yıllar da devam edecek.

Yazdıkları beş para etmez bu yazarlar Türkler’e olmaz laflar edip, iftiralar atıp, hakaretler edip tanınıyorlar. Sonra bunların büyük yazar, büyük aydın, büyük fikir insanı edasıyla ortalıkta dolaşmaları beni sinir ediyor. Bu yazarlar, bu şekilde millete rağmen yüceltilirken, bu yazarlara Türk milleti adına duyarlı bir Türk olarak karşı çıkanlar ‘faşist, tahammülsüz’ ilan ediliyor. Kimin tahammülsüz olduğu ortada... Misal, 'Vicdani retçi' Perihan Mağden'in 'bir süre yayınlandıktan sonra yayından kaldırılan bir dizide yer alan 'Perihan' karakteri üzerinden kendisine hakaret edildiği iddiasıyla' dizinin senaryo yazarı, yapımcıları ve yayıncı kuruluş hakkında manevi tazminat davası açılması için başvuruda bulunduğunu biliyoruz.. Bu nasıl bir anlayış? Yani millete, devlete karşı her aklına geleni söyleyen, hatta hakaret eden bu kesimler, kendi şahıslarına laf söylendiğinde tahammülsüz oluyorlar. Başka bir konu daha var. Yazdıklarının, söylediklerinin düşünce özgürlüğü olduğunu söyleyenler, bu ülkenin dağlarında bu ülkenin arslan gibi yiğitlerini şehit eden, yaralayan alçakların ‘özgürlük savaşçısı’ olduğunu, sağa sola bomba atan, şehirleri kana bulayan, sokaklarda terör örgütünün posterlerini açan, örgüt lehinde bağıran, devlet güçlerinin üstüne saldıran, çevreye zarar veren terör örgütü uzantılarının “demokratik hakkını kullanan kişiler’ olduğunu söyleyenler, Türk’ün kendini koruma, demokratik bir eylem yapma, karşı çıkma, hakkını arama girişimlerini başka kılıf ve şekillere dahil ederek görmezden geliyorlar. Yani teröristlerin her türlü hakkı var, Türk’ün haklı olduğu bir konuda hiçbir hakkı yok. Olacak şey mi bu?

Türkiye ne yapsa da üyesi olamayacağı bir birliğe dahil olmak hayaliyle, bu hayali savunan Akp’li hükümetin eliyle uçurumun kenarına getirilmiştir. AB, birbiri ardına talimatnameler yayınlamakta, emirler sıralamakta, ev ödevleri vermektedir. Akp hükümeti de bu emirleri yerine getirebilmek, ev ödevlerini yapabilmek, bunları hayata geçirmek için canla başla çalışıyor. Hem de ülke için nelere mal olacağını hesaplamadan… AB istiyor, ‘terörist affediyorlar’, AB istiyor, ‘yasa düzenlemesi yapıp terörle mücadele eden kurumları kaldırıp, terörle mücadele edenlerin elini kolunu bağlıyorlar’, AB istiyor, ‘demokratik ! çözümden dem vurup, birilerine destek veriyorlar’, AB istiyor, 'misyoner ajanların faaliyetlerinin önündeki engelleri kaldırıyorlar', AB istiyor, ‘çıkarmayı düşündükleri yasalarla Ruhban okulunu açmaya, yabancılara kayıtsız şartsız sattıkları ülke topraklarını şimdi de cemaatlere peşkeş çekmeye çalışıyorlar’, AB istiyor, ‘Türk yargısına baskı yapıyorlar’, AB istiyor, ‘Lozan Antlaşması’nın hükümlerini ortadan kaldıracak çalışmalara imza atıyorlar’, AB istiyor, ‘KKTC’de gizli kapaklı işler çevirip, Rumlar’ı tanımanın yollarını arıyorlar’, AB istiyor, ‘devlet kurumlarını yıpratmak için çalışıyorlar’, AB istiyor, ‘sözde soykırımları, türlü iftiraları tanımak istiyorlar’, AB istiyor, ‘Türk’e, Büyük Atatürk’e, Türkiye’ye hakaret etmenin yolunu açmaya çalışıyorlar’. “Ankara’nın şerrinden Brüksel’e sığındığını söyleyen Akp’liler sırf işbaşında kalabilmek adına AB’nin tüm emirlerini, isteklerini yerine getiriyor, Türkiye’yi giderek çıkmaz bir yola sürüklüyorlar.

Malum son günlerde TCK’nın 301. maddesinin AB isteğiyle kaldırılıp, kaldırılmayacağı gündemde… Öncelikle ‘TCK’nın 301. maddesi nedir?’ ona bakalım.

“Türklüğü, Cumhuriyeti, Devletin kurum ve organlarını aşağılama

MADDE 301- (1) Türklüğü, Cumhuriyeti veya Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni alenen aşağılayan kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis ile cezalandırılır.

(2) Türkiye Cumhuriyeti hükümetini, devletin yargı organlarını, askeri ve emniyet teşkilatını alenen aşağılayan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(3) Türklüğü aşağılamanın yabancı bir ülkede bir Türk vatandaşı tarafından işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte bir oranında artırılır.

(4) Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz.

Gerekçe:

Maddenin birinci fıkrasında, Türklüğü, Cumhuriyeti veya Türkiye Büyük Millet Meclisini alenen aşağılamak, suç olarak tanımlanmıştır. Maddede geçen Türklük deyiminden maksat, dünyanın neresinde yaşarsa yaşasınlar Türklere has müşterek kültürün ortaya çıkardığı ortak varlık anlaşılır. Bu varlık kültürün diğer iştirakçilerini de kapsar. Suçun maddi unsuru aşağılamaktır. Aşağılamak, suçun konusunu oluşturan değerlere duyulan saygınlığı azaltmaya yönelik davranışlardan ibarettir. Maddenin ikinci fıkrasında, Türkiye Cumhuriyeti hükümetini, devletin yargı organlarını, askeri ve emniyet teşkilatını alenen aşağılamak, ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır.”

Yeni TCK’nın tasarı çalışmalarında Akp’liler madde metnindeki ‘Türklük’ ‘Cumhuriyet’ kavramlarının soyut olduğunu, bunların yerine daha somut kavramlar olduklarını savundukları ‘Türk milleti”, “Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ kavramlarının kullanılması gerektiğini savunuyorlardı. Onlara göre ‘Türklük’ kavramı ırk bağını çağrıştırıyordu, değişmeliydi. Cumhuriyet yönetimine hakaretin önünü açabilmek için de ‘cumhuriyet’ yerine “Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ kavramını getirmek istediler. Ama ‘Türklük’ ve ‘cumhuriyet’ kavramlarının eski TCK’da benzer bir maddede ‘Atatürk’ün isteği üzerine’ aynen yer aldığının beyan edilmesi üzerine yeni TCK’da 301. maddedeki özellikle iki kavram üzerine hükümetin değişiklik önerisi kabul edilmedi. TCK’nın 301. maddesi ve hikayesi de bu…

Elif ‘Şafak’, ‘Sağlık’, ‘Can’ vs. hangi soyadı kullanıyor bilmiyorum ama, Orhan Pamuk denen ermeni dostu yazarın bu dişi versiyonu, ermeni iddialarını dile getiren bir kitap yazdı, “Baba ve Piç”. Kaç zamandır bu ‘Baba ve Piç’i tartışıyoruz. Kitabın içeriğindeki karakterlerin arkasına sığınarak Türkler’e hakaret eden yazar, duyarlı Türk avukatların uğraşları ile uykularını kaybetmiştir herhalde… Gerçi o kadar sıkılmasına da gerek olmadığı anlaşıldı. İfadesine dahi başvurulmadan beraat etti. Yazarın hakkında dava açılmasıyla birlikte başlayan karalama ve iftira kampanyası, milliyetçileri aşağılama yarışı, ekranlardan, gazete sayfalarından verilen destek, yargıyı etkilemeye yönelik açıklamalar amacına ulaştı, Türk yargıçlarının bu yargılamada sağlıklı karar vermesini etkiledi diye düşünüyorum. Duruşma günü yoğun güvenlik önlemleri dikkat çekiyordu. Nedeni, duruşma öncesi bazı kesimlerce yapılan ‘milliyetçiler, yazarı linç edecek’ çığırtkanlığıydı. O gün görüldü ki, asıl korunması gereken Türk avukatlardı. Avukatların çıkışıyla birlikte avukatlara sözlü ve fiziki saldırılar oldu.

Bir de şu konu var. Türkler aleyhinde, Türkiye aleyhinde bir durumun çıkacağını hissettikleri her durumda AB yetkilileri soluğu Türkiye’de alıyorlar. Mahkeme salonlarına kadar girerek mahkeme heyetini etkilemeye çalışıyorlar. Yaptıkları açıklamalarla, raporlarla Türk yargısına müdahale etmeye çalıştıkları gibi, bu konularda dayatmalarda bulunarak hükümetin kendi adlarına yargıya baskı yapmasını istiyorlar. Bu son davada da bu usul değişmedi. AB yetkilileri sanki olayın tarafı gibi mahkeme salonunda yerlerini aldılar. Duruşma bitiminde beraat kararından duydukları memnuniyeti dile getirdiler. Sonra bir TCK 301. maddesi tartışması başladı ki, sormayın. AB, bırakın içeriğinde yapılacak değişikliği bu maddenin tamamen ortadan kaldırılmasını istiyor. Şimdi AB taraftarları, bu madde kalkacak AB’ye gireceğiz, diyorlar. Böyle bir hava oluşturuldu. “Madde kalkacak, özgürlük gelecek.” Sanki boğazlarına sarılan var. Bu malum yazarların kitapları PKK mayını gibi kitapçı raflarında yerli yerinde duruyor. İsteyen alıyor, okuyor, istemeyen almıyor, okumuyor. Mesele şudur ki, tepkiler var. Bu tepkiler olmasın, yaptığımız hakaretlere Türkler hoşgörüyle yaklaşsın istiyorlar. Unuttukları bir şey var; o da hiçbir milletin kendisine yapılan hakarete seyirci kalmayacağı... Hiçbir millet kendisine hakaret edilmesine izin vermez. Birilerinin “TCK 301. madde kalksın” demesi hırsızlığı meslek edinmiş birisinin “hırsızlık suç olmaktan çıksın” demesine benziyor. Ciddiye alınmamalıdır.

Yargı süreci bitmiş değildir. Müdahil avukatların temyizi ile dava Yargıtay’a taşındı. Bu bilindiği halde bu ülkenin Başbakanı ‘Türklüğe hakaretten’ yargılanan bir yazarı mahkeme kararından sonra telefonla arayıp ‘geçmiş olsun’ diyebiliyor. Şehit ailesini ‘Bunları mı arayacağım’ diyerek aramadığı halde… Onu bırakın Adalet Bakanı, bir gazeteciyi arayıp ‘Ben sana dememiş miydim?’ diyebiliyor. Türk yargısına açık müdahalelerdir bunlar.. Türk yargıçları, Başbakanın, Adalet Bakanının davalarda bu denli taraftar olmasından dolayı sağlıklı karar alamıyor. Türk yargısının üzerindeki bu baskılar kaldırılmalıdır.

TCK'nın 301. maddesi de bir kaledir. Düşerse onu diğer kaleler takip edecektir. Hain kontenjanı fazla olan bir ülkeyiz. Türk düşmanları ile mücadelemizde yine milletimizden güç alıyoruz, milletimize güveniyoruz.

Saygılar...

Salur Beğ


24 Eylül 2006